Aheste Aheste Gez Budapeşte’yi-ARABAYLA BUDAPEŞTE#3

“Arabayla Avrupa Turu” Budapeşte Gezi Rehberi-18 Temmuz Yolculuğumuzun 6. Günü, Budapeşte 3. Gün.

Macera tehlikeli sanıyorsan, rutini dene. Öldürücüdür. -Paulo Coelho-

Yarıda Kalan

Ah o yarıda kalan öpüşlerin ateşi,
Kalplerimizi yakan,
O serin akşamlarda koşarız deli gibi
Mahvoluyoruz ağlamaktan,
Bulamayız o yeri.

Kaç kere yarım kaldı. Kaç kere… sarmaş dolaş,
Ben râşeler içinde.
Arzu içinde yanan dudaklarımda telâş,
Seninkilerde telâş…
Olmayacak bugün de.

Bir tek defa öpüşsek şöyle bir kana kana
Rahat ölebiliriz.
Ateş çağırıyor bak, gitmek lâzım o yana.
Neden daha acaba biz
Vakit geçirmekteyiz?

Endre ADY  Şiiri ( 1877-1919)

Çeviren: Orhan Veli KANIK

Budapeşte’de 3. ve Son Günümüz

Budapeşte  Gezi Rehberi diğer yazılarıma Budapeşte Merhaba, Budapeşte Gezilecek Yerler, Budapeşte Ulaşım’ı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Budapeşte Gezisinde dünkü bulutlanan havadan eser kalmamış. Yine güneşin yakıcı olacağı bir gün olacak anlaşılan. Budapeşte Gezi Rotasında öncelikli hedefimiz Gellért Tepesi.

Gellért Tepesi (Gellért-hegy)

Budapeşte’nin Gezi Rehberi-nde yer alan Gellért Tepesi Tuna Nehrinden 140 m olan yüksekliği ile Budapeşte’nin en güzel görüntülerine ulaşabileceğiniz yerdir. Gellért Tepesine gidiş için Octagon’ daki metro istasyonundan Budapeşte grup biletimizi alıp, onaylatıyor ve metrodan ayrılıp, tramvay durağına geliyoruz. Hangi numaraya bineceğimizi öğrendikten sonra tramvayla önce Buda tarafına geçiyoruz. Son durak aktarma yerine gelirken uyarı yapılıyor. Durağa gelince tramvay boşalıyor. Meydanda bir genç kıza Gellért Tepesine nasıl gideceğimizi soruyoruz. Biraz yürüyüp ilerideki duraktan otobüse binebilirsiniz, yada yürüyerek çıkabilirsiniz diyor. İyi ki yürümemişiz. Otobüs ile bile az yol gitmedik yani. Üstelik otobüs en tepeye çıkmıyor.   Budapeşte Gezisinde otobüsün bıraktığı yerden bile sıcak havada yürümek zor geliyor.

Budapeşte Gezi Rehberi Gellért Tepesi isminin  Piskopos Gellért (Gerard) den aldığını yazıyor. Pagan Macarlar arasında Hıristiyanlığı yaymak amacı ile Vatikan tarafından Macaristan’a atanan Piskopos Gellért 1046 yılında ayaklanan Paganlar tarafından bu tepeden aşağı çivili bir fıçının içine koyularak atılmış. Tepenin Erzsébet Köprüsüne karşı yerinde yapılmış elindeki haçı yukarı kaldırmış Budapeşte Şehrini kutsayan Gellért Heykeli, Peşte’nin pek çok yerinden görülebilmektedir.

Tepede 1849 devriminde Habsburg imparatorluğunun Macar Ordusu’nu yenmesinin ardından 1854 yılında yapılmış Gellért Tepesi İç Kalesi (citadella) var. O devirlerde Buda ve Peşte tarafında çıkan isyanların bastırılmasında askeri kontrol noktası olarak rol oynadığı gibi II. Dünya Savaşında da stratejik önemini muhafaza eden Gellert Tepesi, 1956 Macar devriminde de Sovyet tanklarının şehri bombardımana tuttuğu yer olur. 18.yy.da yamaçları üzüm bağları ile kaplanan tepenin eteklerindeki Tabán Bölgesi Buda’nın en önemli şarap üretim merkezi haline gelir.

Budapeşte Özgürlük Anıtı (Szabadság-szobor)

Budapeşte Gezi Rehberine göre tepenin en üst noktasında yer alan Budapeşte Özgürlük Anıtı, elinde barışı simgeleyen palmiye dalını havaya kaldırmış 26 m yüksekliğindeki bir kaide üstüne oturtulmuş, 14 m lik bronzdan kadın figürü ve altında da  iki heykelden oluşuyor. Anıt 1945’te Budapeşte’nin Sovyetler tarafından Nazilerden kurtarılışının anısına heykeltıraş Zsigmond Kisfaludi Strobl  tarafından yapılmış. Daha önce anıtta var olan Kominist döneme ait Rus Asker Heykeli rejim değişikliğinden sonra şehre yarım saat uzaklıkta yer alan Sovyet dönemine ait tüm heykellerin toplandığı “Heykel Parkı’na” konulmuş. 1987 yılında tepe dünya Mirası Listesine alınmıştır.

Anıtın bulunduğu yerden tüm Budapeşte ve Budapeşte’nin gerdanlığı mavi Tuna enfes güzelliği ile karşımızda. Kimi yazılarda denk geldim söylenceye göre Tuna yalnızca aşıklara mavi görünürmüş. Ne diyebilirim ki işte Tuna’nın İncisi Budapeşte’den Mavi Tuna.

Tepeye kıvrılarak çıkan yolda günümüzde büyük elçilikler, sayfiye evleri var. Ayrıca Hotel Gellért, Budapeşte Gellért Hamamı, Budapeşte Kaya Kilisesi (Sziklamatemplom) tepenin eteklerinde yer alıyor.

Dönüşte tepeden kıvrıla kıvrıla inen patikayı takip ediyoruz. Ağaçlar arasında yeşillikler içinde ilerliyoruz. GellértTepesi yürüyüşünde yorulduğunuzda oturup dinlenebileceğiniz banklar var. Yolda gençler rastlıyoruz. Gülüşerek, oynaşarak, gençliğin verdiği çeviklik, canlılıkla neşe içinde, patika yolu takip etmeden büyük bir sabırsızlıkla, yarışarak yukarıya tırmanıyorlar. Gülüşüyoruz. Ahhh!… Gençlik!… Ne güzel şeysin Sen. Çok çabuk geçtin, ne yazık…

Gellért’in heykelinin yanından geçerek indiğimiz nokta Budapeşte Elizabeth Köprüsünün yanı başı. Burada insan eli yapımı bir şelale var Budapeşte Gezi Rotası üstünde sıcaktan bunalan bizleri bir nebze olsun ferahlatıyor.

Elizabeth Köprüsü (Erzsébet híd)

1897-1903 yılları arasında yapılmış köprü. Budapeşte Gezi Rehberi o tarihlerde dünyanın en uzun asma köprüsü olduğunu söylüyor.

Köprü adını İmparator I.Franz Joseph’in karısı, Avusturya imparatoriçesi Elizabeth’den (Sisi) almış. Elizabeth Avusturya ile Macaristan arasındaki 1867 Uzlaşması’nın  ardından, Macaristan kraliçesi olarak da taç giymiştir.1867-1903 yılları arasında nehrin en dar kısmına yapılan köprü, II. Dünya savaşında yıkılmış ve 1964 yılında yeniden inşa edilmiş.

Tuna nehri boyunca yine çok güzel bir yürüyüş yolu var. Biz  Budapeşte Gezisinde bugün biletimizin hakkını çıkartacağız. Tramvaya binip Budapeşte Gezilecek Yerlerden ikinci istikametimiz olan Budapeşte Margit Adasına gidiyoruz. Tramvay Margit Köprüsünde Ada karşısında duruyormuş ama biz bilemediğimizden köprünün başında iniyoruz. Tabi iş yine ayaklarımıza düşüyor. Ada köprüye kısa bir yolla bağlanıyor.

Margit Adası (Margit-Sziget)

Ada Hikayesi

Macaristan Gezisinde Budapeşte’de Tuna Nehri üzerinde farklı büyüklükteki adalardan Margit Adası en tanınmışıdır. Budapeşte Gezi Rehberi nde eskiden Tavşan Adası olduğu yazılı. Kraliyet ailesinin avlanma yeriymiş. Budapeşte’ye güneyde Margit, kuzey tarafında da  Arpad köprüleri  ile bağlanan ada, Buda ve Peşte yakaları arasında Tuna Nehri üzerindeki 2.5 km uzunluğunda, 500 m genişliğinde olup adını Macar kralı IV.Béla’nın kızı Margaret’ten alıyormuş. 500 m genişliği az bulan arkadaşlar varsa,  adanın nehir üzerinde olduğunu bir kez daha hatırlatalım. 12. yüzyılda Aziz John şövalyelerinin yerleştiği adaya Moğol istilasından kurtulurlarsa çocuğunu adak adayan Kral IV. Béla kızı Margaret’i bu adaya göndermiş. Bahtsız Prenses inziva hayatı yaşadığı  yetmezmiş gibi erken yaşta veremden ölmüş. Mezarı adada bulunuyormuş. Ada da bulunan birçok önemli yapı o dönemde inşa edilmiş. Çoğunlukla kilise ve manastırları ile dikkat çeken ada uzunca bir dönem kraliyet ailelerine hizmet vermiş.

Yeşillikler İçinde Dinlence

Budapeşte Gezi Noktalarından Margit adası araç trafiğine kapalı. Bisiklet ve yürüyüş yollarının olduğu, yüksek ağaçların gölgelendirdiği, hem Macarların hem de şehre gelen turistlerin akın akın haftanın her günü gezmeye geldiği, yeşillikler üzerinde piknik yapılan, spor yapılan bir sayfiye yeri. Akü ile çalışan minik arabalar, bisikletler kiralayabiliyorsunuz. Margit Adasında boylu boyunca çimlerde uzanıp yatanlar, ağaçların gölgesinde arkadaşları ile sohbet edenler, yürüyenler, bisiklete binenler, spor yapanlar, herkes kendi aleminde. 1908 yılında halka açılan ada sıcak suların varlığı anlaşılınca oteller yapılarak sağlık merkezi haline getirilmiş.

Yürüyerek Budapeşte Turunda Adaya girince ilk olarak Buda ve Peşte’nin birleşmelerinin 100. Yıl anısına yaptırılmış Yüzüncü Yıl Anıtı ile karşılaşıyoruz. İleriden kulaklarımıza güzel müzik nağmeleri çalınıyor. Yürümeye devam edince, müziğin ritmine göre suları alçalıp yükselen fıskiyeli havuza geliyoruz. Etrafında insanlar, hem dinlenmek hem de müzik dinlemek için, kimisi havuzun kenarında, kimisi çimenlerde oturuyorlar. Biz de bir süreliğine kendimizi müziğin ve fıskiyelerden fışkıran suyun sihrine kaptırıyoruz.

Adada iki termal otel, biri olimpik olmak üzere çok sayıda açık ve kapalı yüzme havuzları, tenis kortları ve futbol sahası, Margit’in yaşadığı manastır ve kilisenin kalıntıları,  Japon bahçesi, minik bir hayvanat bahçesi, UNESCO koruması altına alınan  sekizgen Su Kulesi, açık hava tiyatrosu bulunuyor. 1050 HUF vererek adaya özgü gezi treni ile de adayı yorulmadan gezebilmek mümkün. Budapeşte Gezisinde adayı gezerken yorulunca biz de milletin yaptığını yapıp kendimizi çimenlerin üzerine atıyor, uzanıp dinleniyoruz. Adadan ayrılınca tramvaya binip evimizin yoluna düşüyoruz. Yarın yolculuk var. Arabayla Avrupa Turumuz için yolluklar tamam edilmeli. Eksilen malzemeleri alışveriş yaparak, yerine koyuyor, akşam da tekrar Budapeşte Gece Gezisine çıkıyoruz.

Budapeşte Gece Bir başka Güzel

Budapeşte Gezi Notlarımıza göre Octagon’da metroya binip St. Stephan’ın orda iniyoruz. Her yer ışıl ışıl, her yer cıvıl cıvıl. Kafeler hınca hınç dolu. Budapeşte dünyanın en iyi ışıklandırılmış şehirlerinden birisiymiş.

Gece bir şehire bu kadar mı yakışır!

Gündüz gördüğümüz yerler gecenin karanlığında ışıklandırılmış halleri ile daha bir heybetli, daha bir güzel, daha romantik. İnsanlar bu güzelliği kaçırmamak için Tuna’nın kıyısına üşüşmüşler. Kimisi çift, kimisi gruplar halinde, kimisi de yalnız başına şehrin gecesini yaşıyorlar. Bu güzelliğin daha fazla tadını çıkarmak için Budapeşte Gezi Rehberimizde yazan meşhur 2 numaralı tramvaya biniyoruz. Kıyı boyunca gidip gelerek Buda kıyısını seyre dalıyoruz. Kıyıda lüks oteller, şık kafeler her yer turist kaynıyor. Zincirli köprüye gelip kalenin, sarayın gece ışıklı fotoğraflarını çekiyoruz, daha doğrusu kalabalık elverdiğince çekmeye çalışıyoruz

ve gönlümüz kal dese de, beynimizin uyarılarını dinleyip Budapeşte Gecesini doyulmaz güzellikleri ile bırakıp tekrar metroya binip evimize dönüyoruz.

Hareket etmek, nefes almak, uçmak, yüzmek, verirken kazanmak, uzaktaki diyarların yollarında gezmek: Gezmek yaşamaktır.  -Hans Christian Anderson-

BAHARDI
Omzumda tüfeğim, çiğnemiştim
ekinleri saatlerden beri,
saçlarımı rüzgâr dağıtmıştı
bileklerime dek kahverengi çamur;
birden fırladım,yağmur indirmişti,
ama yaprağı gür bir meşe altında,
savuşturdum fırtınayı boranı;
yağmur yağdı da yağdı, ama orası sıcaktı,
tıpkı kuş yuvalarının ılık kuytusundaymış gibi
sevinçle dönendim, kafamda bu
şiiri yazmaya başlayıncaya dek;
hava yeniden açtı,ıslık çala çala
dolaşmaya devam ettim,tavşanlar
(ateş etmek yasaktı) gülerek
Minik sağrılarını gösteriyorlardı;
Bir güvercin sürüsü beliriverdi önümde;
Üfleyince dağılıveren ak üfleç çiçeği gibi
Yukarı düşen taç yapraklarıydı
Su yüzüne çıkan kabarcıktı sanki!

GYULA ILLYES Şiiri  (1902- 1983)

Çeviren Vural YILDIRIM

Arabayla Avrupa Turu Yolculuğumuzda 6. Günün Sonu

NOT: Budapeşte’nin güzellikleri anlattıklarım ile sınırlı değil ancak ben gezdiğim kadarı ile elimden geldiğince sizlere aktarmaya çalıştım. Umarım hoşunuza gitmiştir. Görüşleriniz veya eklemek istedikleriniz varsa yazarsanız memnun olurum. 

 Bir sonraki yazım  Budapeşte Ulaşım, Şehir İçi Ulaşım, Park Yeri

Leave a Comment